24 Ocak 2011 Pazartesi

İkilem

     Bulutluydu hava ve ruh hali epeyce karanlık.. Yarı  çekilmiş perdeden içeriye sızmayı başarmış o zayıf  ışık, yüzündeki şaşkın ifadeye işaret ediyordu sanki.  Utancını,  pişmanlığını, acizliğini ve çaresizliğini  tüm çıplaklığıyla sergiliyordu dışardan bakanlara.  Sürekli kafasında büyüttüğü  ve tüm vücuduna amansızca yaydığı o gereksiz olasılıklar silsilesi zehirliyordu her bir hücresini.  Yaşananları geri alacak gücünün olmadığını kabullenmesi, ne kadar da zordu onun için. Altında kaldığı pişmanlık duygusu, nefes alıp vermesini giderek daha da imkansız hale getiriyordu. Her şey bir anda oluvermişti işte.   Şaşkınlık ve merakla  bakan gözleri saatlerdir içinde bulunduğu ve bir türlü dile getiremediği bu karmaşık ruh halini biraz olsun anlatmaya yetmişti.  Bedenindeki bu karmaşaya bir an için  son verebilmek adına tüm varlığıyla çaba gösterdi ve saatlerdir hareketsiz bir şekilde  oturduğu koltuğundan ani bir girişimle kalktı. İçinde bulunduğu anın sıradanlığını kendine kanıtlamak istermişçesine gidip  kendine bir duble rakı koydu. Aslında biraz da iyi hissetmek ve yaşadıklarını sakin bir kafayla düşünebilmek içindi alkole uzanışı. İş dönüşü yorgunluğunu atmak için, bir parça kavunla yapılmış ufak demlenmelerinin bu seferkiyle pek alakası yoktu bu yüzden.
       Az önce hızlıca kalktığı koltuğuna, daha sakin görünmeye çalışarak yeniden oturdu. Rakısından acı bir yudum aldı ve loş odada kendisini oyalayacak bir şey arandı.  Tam o sırada  sehpanın üzerine saçılmış  birkaç araba dergisinden en üsttekine uzandı eli.  Dikkatle çevirdiği sayfaların içinde kaybolmak istermişçesine çabaladı. Ama çabası yetersiz kaldı. Elindeki dergiyi sehpanın üzerine koydu ve tam karşısında duran televizyona yöneldi bu kez. Güzel kadın ve   yakışıklı adamın dillere destan aşkını anlatan o meşhur televizyon dizisiydi ekrandaki. Dizi izlemekten hoşlanmadığı halde hemen değiştirmedi kanalı. Kadın ve erkeğin birbirlerine söylediği klişeleşmiş replikleri normalde çok bayağı bulurdu. Ama bu kez duymakta ısrar etti. Söylenen her bir sözden sonra, aşklarını  onayladığını gösterircesine kafasını  öne ve arkaya salladı. Yavaş yavaş içtiği rakısını bir dikişte kafaya dikti sonra.  Derin bakan gözleri  başka alemlere doğru yol aldığını söylüyordu ki, tam da bu sırada çalan  telefonun sesiyle irkildi.   Daha kimin aradığını bilmeden, açıp açmama konusunda tereddüt yaşadı birkaç saniye. Sonra  ısrarla çalan telefonunu, sehpaya saçılmış dergilerin arasından bulup çıkardı.  Arayan nişanlısıydı.
      Nişanlısıyla yaklaşık iki seneden beri güzel bir beraberlikleri vardı. O da kendisi gibi başarılı bir makine mühendisiydi. Aynı işyerinde tanışıp önce iyi arkadaş olmuşlar, sonra da birbirlerinden etkilenip ilişkilerini farklı bir boyuta taşımışlardı. Evlenme kararını alalı  bir iki ay olmuştu ve ilişkilerindeki  her şey istedikleri seyirde ilerliyordu. Ta ki bugüne kadar..
      Telefonu açtığında isteksizce söylenmiş kuru bir alo çıktı ağzından. Bu beklenmedik  cevap, onu aşkla arayan sevgiliyi hüsrana uğrattı ve kötü bir durum olması ihtimalini düşündürdü ilk başta.  Bunun üzerine nişanlısına herhangi bir problem olmadığını söyledi. Ama sesi o kadar sert çıkmıştı ki böylesine bir çelişkide  hayatının kadınını, iyi olduğuna inandırmasına imkan yoktu.  Tutarsız davranışına kendisi bile şaşıyordu. Diğer taraftan sert tutumunu sürdürmekte ısrarlıydı da.  Telefon aynı soğuk hava içerisinde kapandı. Görüşmeden  geriye bir sürü cevapsız soru, hayret ve çaresizlik kaldı.
       Ne yapacağını bilemeden, elinde telefonla öylesine kalakaldı salonun ortasında. İlk hissettiği, dumanını sorgusuzca içine çekebileceği bir sigaraya olan açlıktı.  Ama bulamadı. Son sigarasını eve ilk geldiğinde içmiş, sonradan dışarıya çıkacak mecal bulamamıştı kendinde. Umudu iyice kırılmış vaziyette, mutfağa yöneldi.  Dolaptan çıkardığı  rakı şişesiyle bir sürahi soğuk suyu salona taşıdı.  Boş bardağına yeni duble rakısını koyarken,  aklına bir arkadaşının hediye ettiği purolar geldi.   Normalde olsa bu durumda puro içmez,  düşünmeden markete sigara almaya koşardı. Hem dahası rakıyla puro aynı anda hiç gider miydi canım ?  Bunun usulü böyle miydi? Görenler, ağzının tadını bilmiyor musun kardeşim diye sormazlar mıydı ona?  Sakladğı dolaptan o afili, şık puro  paketini özenle çıkardı. Biraz önce  tepesinde uçuşan onca soruya aldırmadan, bıkkın vaziyette içkisinin yanına yaktı purosunu. Rakının acılığı, puronun yaktığı boğazında bambaşka bir aromaya dönüştü. Hatta giderek hoşuna giden bir tat bıraktı dudaklarında.  Asla ummazdı böylesine alakasız bir deneyimden bu derece zevk alabileceğini. Ama olmuştu işte.
      İçinde bulunduğu zamanın gerçekliğine inanmadan, şöyle bir iç geçirdi. Otuz yaşına gelene dek, hayatının yalnızca iyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkinden ibaret olduğunu sanırdı. Öğretilenden  fazlasını hiçbir zaman istemedi  ve bu yüzden etrafındaki kalın duvarları yıkacak gücü bir türlü bulamadı kendinde.  Şimdi nasıl oluyordu da normalde asla bir araya getirmeyeceği bu saçma puro-rakı ikilisi hayatının orta yerine kocaman bir çizgi çekip  duvarlarını yıkmayı  başarabiliyordu?  Var gücüyle  ayağa kalkıp yüzüne vuran zayıf ışığa doğru yöneldi. Pencereyi sonuna kadar açıp soğuk ama diriltici havanın odaya dolmasına izin verdi heyecanla. Dudaklarında beliren korkak gülümseme gittikçe büyüyerek yüzüne yayıldı. Şimdi hayalinde, bu sabah  tutkuyla öpüştüğü Bora’dan  başkası yoktu…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder